Tanımazdım insanları,
bilmezdim yaşamayı,
dolaşırdım yeryüzünde,
duygusuz, gamsız.
Gözlerim anlamsız bakardı dünyaya,
göremezdim güzellikleri.
Bir gün,
dolaşırken yine pervasız,
takıldı kaldı gözlerim,
dalmışım…
Bu ne güzellikti tanrım.
Bir gül bahçesiydi karşımda duran,
rengarenk.
Ve bülbüller,
muhabbetin doruğunda
gülün dalında.
İşte o an anladım herşeyi.
İlk gördüğüm güzele vuruldum.
Can dedim, dost dedim, sevgiden bahsettim.
Anlatabilmiştim derdimi,
şükürler olsun.
Yakalamıştım mutluluğu,
tutuyordum avucumda,
sımsıkı, kaçmasın diye.
Her şey ne güzeldi,
Güneş daha parlak,
yeşil daha yeşil,
mavi deniz, mavi gök
bir başka maviydi.
Yağmur çiselemeye başladı tatlı, tatlı
birden sağanak halini aldı,
aldırmadım.
Islanmıyordum çünkü.
Umurumdamı ki, yağsın.
Ama;
Avuçlarım sırılsıklamdı,
şaşırdım.
Açtım ellerimi, bakakaldım.
Erimişti mutluluk, bir anda.
Şimdi,
yine yeryüzündeyim,
yine duygusuz, yine gamsız
eskisi gibi.
Tek fark var;
İnsanları tanıyorum artık.
Ama güvenmiyorum…